Barış gruplarını böyle aldık
Üç gün üç gecedir yollardayız. Barışla yatıp, umutla doyuyoruz. Heyecan ve dışarda günlerdir bayram eden yüzbinler damarımızdaki kan ve su gibi. Uyumadan, dinlenmeden, yemeden, içmeden, üç gün boyunca yüzbinlerce insanın coşkusu içinde bekliyoruz yeni barış gruplarını.
Habur Sınır Kapısı sadece barış gruplarını karşılayacak heyete açık. 19 Ekim'de kapıdan gümrük kısmına geçiyoruz. Umutlu, heyecanlı ve yer yer sabırsız bekleyişimiz böylece başlıyor. Heyetimizde DTP'li milletvekilleri ve Ufuk Uras, Bölge belediye başkanları, 1999'da gelen 1 ve 2. Barış Grubu üyeleri, Türkiye Barış Meclisi Temsilcileri, KESK Başkanı Sami Evren, 78'ler Vakfı üyeleri ve pek çok aydın - sanatçı var. Heyetimiz ilk polis noktasını aşıp sıfır noktasına doğru adeta kapı önünden hemen alınmayı bekleyen barış grubu üyeleri var edası ile hızla ilerliyor. Bir an önce barış temsilcilerimizi alıp halka emanet etmek istiyoruz.
Oysa hepimiz biliyoruz ki, o saatlerde henüz grup üyeleri Zaxo tarafında bulunuyor ve sınırı kimi sıkıntılarla geçmeleri muhtemel... Hatta tutuklanma riskleri dahi bulunuyor. Bu nedenle elimiz boş da dönebiliriz. Ama yine de hiçbirimizin sezgisinde bu kaygılar yer bulmuyor. Hemen gidip alıp onları halkın içerisine getiremek için ilerliyoruz.
Ancak bu defa da işlemlerin yapıldığı iç kısma geçebilmemiz sorun oluyor. Heyetimizin içeri geçebilmesi için DTP'li vekiller Vali ile kıyasıya pazarlık yürütüyor. Önce tek tek, sanra toplu olarak içeri girebiliyoruz. İçeri girende bir heyecan, emanet alacağımız grubumuza bir adım daha yaklaşmanın verdiği rahatlık var.
Akşamın geç saatlerine kadar olumlu hiçbir haber alamıyoruz. Silopililer ise kentlerine nerede ise 5 km uzaklıktaki sınır kapısı önündeki geniş alanda gruplarını bekliyor... Gece yarısından sonra iyiden iyiye soğuyan havaya aldırmadan sloganlar, halaylar, şarkılar ve ateşler eşliğinde eğleniyorlar. Önceki gece tüm sokak aralarında yaptıkları şölenden bu yana Silopi halkı uykusuz, heyecanlı ve ayakta bekliyor. Ama ilerleyen saatlere rağmen onlara olumlu haberler getiremiyoruz. Biz içerde onlar dışarda bekliyor, biz içerde geriliyoruz yer yer kaygılanıyoruz onlar ise dışarda. Ama onlar gelen PKK'li grubu almadan gitmemeye yeminli olanların kararlılığı ile bekleyişlerini sürdürüyor. Hiç bir taşkınlığa yer vermeden hiç bir provakasyona aldırmadan...
Tüm gece içerde gözünü kırpmadan haber bekleyen heyet üyeleri giderek azalıyor ve sabaha doğru nerede ise Barış grubunun erkek üyeleri dışında sadece kadınlar kalıyor. Gece boyu DTP'nin kadın üyeleri oldukça sabırlı bir performans göstererek gelişmeler hakkında haber alıp veriyor. Sabaha doğru saat 3'te nihayet ifadelerin bittiği haberi geliyor, bu defa ifadeleri alan savcıların toplantısını bekleyeceğimiz bildiriliyor. Sonrada savcıların Ankara'dan bir faks bekledikleri haberi geliyor.
Aradan epey zaman geçiyor. Ancak ne savcılardan ses çıkıyor, ne de Ankara'dan beklenen şu faks geliyor. Geçen zaman bizi kaygılandırıyor. Bir süre sonra grup üyelerinden kimilerinin evrakları eksik olduğu için bekletildikleri haberi geliyor. Biz ne evrakı diye anlamaya çalışırken Kandil ve Maxmur grubundan 5 kişinin, ifadelerinde geçen 'Bizler önderliğimizin çağrısı üzerine...' ve 'Bizler Sayın Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine...' diye başlayan cümleleri nedeni ile tutuklanma istemi ile hakimliğe sevkedildiğini öğreniyoruz.
Bu bilgi heyetimizi hem kızdırıyor, hem de şaşkınlığa uğratıyor. Çünkü dünya alem bu çağrının Öcalan tarafından yapıldığını biliyor. Bu insanların Öcalan'ın çağrısı üzerine geldiklerini de aksi halde gelmeyeceklerini de biliyor. Allahın ve dünyanın bildiğinin hukuki metinlerde yer almasından rahatsızlık duyulması heyettekileri hem geriyor, hem kaygılandırıyor.. Öcalan'ın çağrısı ve çabası ile geliştirilen bu muazzam adımın heba edilmesi kaygısı tavan yapıyor. Bu arada öğreniyoruz ki, gelen grup üyelerinin bir kısmının verdiği ifadelerdeki 'Öcalan' vurgusu görmezden gelinerek bu insanlar hakkında da TCK'deki 221. maddeden, yani etkin pişmanlık maddesinden hüküm kurulmak isteniyor. Böylece hükümetin, mevcut yasaların PKK'lilerin serbest bırakılmasına yettiğini savunarak yeni bir düzenlemeye de ihtiyaç olmadığı tezini öne çıkarmak istediği tartışılıyor.
Süreci provake edebilecek bu tür bir niyetin bertaraf edilmesi temennisi ile avukatlardan gelecek haberleri adeta sabırsızlıkla bekliyoruz. Nihayet krizin sabah saatlerinde aşılabileceği haberleri geliyor.
İçerde yaşanan skınıtıları haber alan halk, sabahın erken saatlerinden itibaren sınır kapısına yığılıyor. Halk çocuklarının tümünü yanında istiyor.
Sabah saatlerinde kapı önündeki gergin, kaygılı ve umutlı bekleyişimiz nihayet yanıt buluyor ve ifadeleri alınıp serbest bırakılan grup üyeleri ikili - üçlü gruplar halinde yanımıza getiriliyor. Heyetimiz her birini çiçeklerle karşılıyor. Maxmur grubundaki kadınların geleneksel kıyafetlerindeki pullu ışıltı yüzlerimizi güldürüyor. İlk grupla gelen ikisi bebek, biri 4, diğeri altı yaşındaki çocuklar ise yüreğimizi ısıtıyor. Kandil grubundan gelenlerin üzerindeki gerilla kıyafetleri ise bir başka hava katıyor.
Öğleye doğru hakim karşısına çıkarılan 5 kişinin de bırakılmaya başlandığı haberleri geliyor. Bu haber tüm yorgunluğumuzu, gerginliğimizi bir anda sıfırlıyor. Kapının önü haberle bayram yerine dönüyor.
Gruptaki çocukların en küçüğü Bewar, henüz 6-7 aylık bir oğlan çocuğu. Babası ona ülkesinden uzakta, sürgünde doğduğu için 'yurttsuz' anlamına gelen Bewar adını vermiş. Bewar bebek şimdi en küçük barış grubu üyemiz. Geldiğinden bu yana herkese şaşkın bakışlar fırlatan Bewar bebek, 'Barış'ı kendisi ile büyütecek. O bu toprakların barışının simgesi olarak belkide 'barışın bebeği' olarak anılacak. Umarım Bewar da, barış da sorunsuz büyür bu topraklarda.
Bewar'dan sonraki bebeğimiz Rojda. Adının anlamı 'Güneş verdi.' O da henüz 1 yaşını aşmış bir kız çocuğu. Kendisi ile birlikte serbest bırakılmayan babasının yokluğunu duymuş gibi huzursuz ve ürkek bakışlı. Bu bakışlar öğleden sonra babasının serbest bırakılması ile gülüyor.
Üçüncü çocuğumuz henüz 4 yaşında ki Hevi, yani 'umut!' Cıvıl cıvıl, ortalıkta şarkılar söyleyip, evcilik oynuyor. Oradan oraya koşturup gülücükler saçıyor. Kürtçe'den başka bir dil bilmeyen Hevi, herkese Maxmur'da okula gittiğini anlatıyor. 'Yaşın küçük ama nasıl okula gidersin?' diyenlere, 'Bizim orada herkese göre okul var, bende okulumda evcilik oynuyorum' diyor ve ekliyor: 'Ben barış için geldim.'
Son çocuğumuz ise Helan. Hevi'nin ablası. Adının anlamını tam olarak bilmiyor, ama 'eriyen' olduğu söyleniyor. Sevgi ile güneş ile eriyen... Cicili ve renkli elbisesinin eteğini açıp etrafımızda dönüyor. 'Niçin geldin, biliyor musun?' diyenlere 'Barış için' diyor. Peki 'Barış nedir' diyenlere 'Serokatî û Azadiya Welat' diyor. Anlamı 'Önderlik ve özgür ülke', onun çocuk aklının barış tanımı bu... Maxmur'da okula gittiğini, okulunda hep kendi dilinde konuştuğunu anlatıyor. Ama zaten Kürtçe'den başka bir dil de bilmiyor. Konuşmalarımızın ardından kız kardeşi ile oyuna dönüyor. Barış heyetinin etrafında iki kız çocuğu da cıvıl cıvıl dönüyor
Öğleden sonra 3'ü Kandil'den ikisi Maxmur'dan gelen 5 grup üyesinin de serbest bırakılmasının ardından Habur Sınır Kapısı'nın önünden Silopi'ye kadar uzanan coşkulu insan selinin içine akıyoruz...
Yüksel Genç 24.10.2009

